8 Kasım 2012 Perşembe

Usanmışecemcik.!

Güzel güzel sözler. Kimlere yazılmış.? Hissetirenlere adanmış , derinden gelen sözler. Hepsi güzeller. Lakin sen bunları okuyunca onların aşkını düşünüyorsan , kendini kimseyle bütünleştiremeyip, kendini boşlukta hissediyosan gerçekten büyük bi eksiklik.! Şu küçük yaşta aşka olan merakım nedendir acep.? Bi insan hayatımın tümünde yanımda nasıl olabilir .? Nasıl dileyebilir insan her sabah aynı yüzü görmeyi.? İlginç. Bu kadar usanmışlık tam da benim aşırı duygularıma layık zaten .!

18 Ekim 2012 Perşembe

Bitti.

Nasıl biticek der demez bittik. Yine aynı sorular, yine aynı sorunlar. Neden aşamadık kendimizi acaba.? Aşılabilicek olarak görmem mi hata acaba .? Ya da çok ince düşünmem mi.? Bi insanın gözünde değer nasıl düşer.? Her geçen gün değerim düşerken nasıl devam ettin.? Nasıl için aldı bunu.? Senin için sorun değil zaten pardon. Ahh canım benim ahh. Bitti artık. Çok özlem, çok özlemek. Yine aynı şeyler. Alış. Düzeltmeye çalışma Ecem.
Seni seviyorum. Artık rahatça söyleyebilirim. Seni çok çok çok önemsiyorum. Ama bitti. Sen hayatımdaki değerlerin hiyerarşisinde üstsün. Ama bitti. Sen benim hayatımdaki sebeplerimsin. Ama bitti.Ama canım benim bitti.


Ne denebilir.? Eyvallah.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Anlamsız.

Bazı insanlar neden hayatında bilemezsin. Çıkarmak istiyorum beynimce seni hayatımdan, ama gel sen onu kalbime sor.!? Çok klişe ama gerçekten bu yaşanabilinen bi şey.
Kısıtlanan zamanımız içinde sonsuzluk yaşamak. Ne tarafından kısıtlanıyo.? Senin beynin mi.!? Sıkılgan tarafın mı.? Ufacık bi sorumluluk hissi mi.? Ne seni benden bu kadar korkutan.? Benden mi korkuyosun kendinden mi.? Ya da bizden mi.? Böyle olduğumuz için mi bu kadar tutku dolu.? Neden bu kadar vazgeçilmez .? Neden bu kadar özlenen.? Özlem. Ne garip.! Karşımdasın , yanımdasın. Sigaranı içiyosun. Ve ben seni özlüyorum. Ama o kadar imkansızız ki. Belki de imkansızlıktır .
Tarafımdan gelicek en ufak insancıl davranış seni neden itiyo.? Seni merak etmemdeki iticilik nerde.?
Yanımdayken ki hislerini hayat boyu öğrenemicek olmam.. Beni öperken ne hissediyosun.? Nasıl bi tabusun.?
Sana o kadar çok kızıyorum ki.
Beni yorduğun için kızıyorum. Senin yanındayken sabrımın , irademin zorlanmasına kızıyorum. Sana değer verdiğimi hissettirmek ödümü kopartıyo.
Seni sevdiğimi kendime bile söyleyememek.. Bu nasıl bi şey biliyo musun sen.! Sen neler yaşattığının farkında mısın. Tabiyki de değilsin. Ben umursamazım. Senin kimle konuştuğun sikimde değil. Naparsan yap umrumda değil. Evet yanındayken dışım bu.! Öğrenemiceksin. Seni yanındayken bile özlediğimi bilmiceksin. Seni sevmekten korktuğumu öğrenemiceksin. Seni kaybetmemek için yaşadıklarımızı bile düşünmediğimi öğrenemiceksin.
Çünkü gidersin. Beni bırakırsın. Sen korkağın tekisin.
En çok istediğim şey huzurun. Benimkini al. Ya da ben sana huzur veriyim. Hayatta istediğim en çok şey yanımda huzurlu hissetmen. Bunu yapabiliyo muyum , hiç öğrenemicem. Ne acı.

Biz ne acıyız.

Nereye kadar.?

Nolcak.?

Aklımı sikiyim.

Sözü Candan devralsın.

Dün gece seni sevdiğimi söyleyecektim
Sana ihtiyacım var diyecektim
Nedense sustum
Çünkü sen bundan korkacak kadar özgür
ve korkup benden kaçacak kadar bencilsin
Dün gece hafifçe mırıldandın rüyanda
Sonra dönüp gülümsedin uykunda
üstüme alındım
Çünkü ben bundan korkacak kadar tutkun
ve korkup senden kaçacak kadar yorgunum

Bir bencille bir yorgun
Ne yapar şu hayatta
Belli etmeyiz ama
İki korkağız biz aslında
Belli etmeyiz ama
İki aşığız biz aslında
Uzun uzun seyrettim seni uykunda
Saçlarını okşadım sen gözlerini açtın
Ben kapattım bütün gece
Seni sevdiğimi düşündüm söyleyemedim sustum
Nedense sustum
Nedense sustum..

14 Ekim 2012 Pazar

Aciz boşluk.

Zaman zaman düştüğümüz boşluk neyin boşluğu hiç düşündünüz mü.? Herkes düşermiş boşluğa. Ağızlardadır hep. Ama ne manaya gelir aslında.? Ruhun çırpınışı , beynin duruşu , kalbin kırıklığıdır bence. Ve tek bi şey düşüremez sizi boşluğa. Ama son bi şey düşürebilir. İşte o son şey hatırlatır boşluğu sana. Kaçmak istersin , ağlarsın , sinir olursun , takmazsın , daha doğrusu takmamaya çalışırsın. Ama herkesi kandırabildiğin gibi kandıramazsın kendini. Kendini kandırmaya çalışmanın üstüne , kendi gözündeki acizlik bitirir seni. Aciz hissetmek tüm duyguların en kötüsü. O his senin tüm her şeyini alıp götürebilir.
Özgüvenini, kendine olan saygını , pozitiflik derecesindeki iyi niyetini.

Ben konuştum ben dinledim.Aman dikkat Ecem.. Boşluğun sonu acizliktir.
Sen aciz olunca çirkinleşiyosun. Çık o hiçlikten. Çabala.

8 Haziran 2012 Cuma

Neden??

      Neden insanları bu kadar çok sahipleniyorum?? Neden sevdiklerimi diğerlerinden ölesiye kıskanıyorum??
Ne bu hislerin sebebi? Bazen kendi hırsımdan , kendi duygularımdan korkuyorum. Neden körü körüne bi bağ oluşturuyorum kendi kafamda? Neden insanlar beni uyanık bilirken ben kendi içimde safça herkese güveniyorum? Neden kendi acımı kendim hazırlıyorum?? İnsanlara değer ver.İnsanları sev. İnsanlara güven. Tamam. Ama neden deli gibi kıskanıyorum .Şart mı her sevginin ardından gelen kıskançlık? Engel olmaya çalışmak neden bu kadar yorucu? İçim içimi yemese , yerimde durabilsem , onları düşünmesem olmaz mı ? Bunun bi oluru yok mu? Alışmaktan korunmak bu kadar zor mu? 


   İnsanları sahiplenmek nasıl bi fantezidir zaten. Sen neden kalkıp bi insanı benimsersin ki. Sanane insanlardan. Bi insanı seviyosun diye onu sahiplenmen mi lazım Ecem? Bu azıcık aşırı doz. O insan senin için yaratılmadı.(!)
Bunun bi yolu olmalı. Buna bi çözüm bulmam lazım. Umursamaz mı olmalı? Ben ve umursamazlık çok ayrı şeyler. Bağdaşmaz. Bağdaşamaz.Bunu düşünücem. Napmam lazımm.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Konuşulacak hiçbir şey Yazılacak çok şey var.

   Her istediğini her insanla konuşamazsın.Ama her istediğini yazabilirsin.Bu rahatlığın tadını çıkartıcam.

Hayattaki alışkanlıklarım.En zayıf noktam. Yani alıştığım düzeni , alıştığım insanları yitirme korkusu aslında zayıflığım.Ödüm kopuyo bozulacak düzenden. Hayatıma bi insan giriyo. Ne ara girdi.? Sorsanız bilmem.Ama bende ki nasıl bi hızsa girdiği gibi alışırım.Alıştım mı bırakmam. 'Bırakamam.! İmkansız.! ' derim. Ama ben bırakmasam bile bırakılırım. İşte o noktada alışkanlığın lanet cezasını çekerim. Canım yanar. Sürekli hayatımda bi yerlerde ararım onu. Aklımdan çıkması aylar , kalbimden çıkması yıllar alır belki de. Tabi bu evrede canım ciddi anlamda yanar. Yanarken kendi kendime dersler çıkartır , sözler veririm. Bi daha ki alışkanlıkta ne sözü kalır, ne dersi. Aynı şey tekrarlanadursun benim insanlara bakış açım değişir. 


  Korku.Korkuyla karışık güvensizlik. İnsana en büyük dersleri bu iki karışım verir.İnsanlar hayatıma girer, ben onlara alışırım. Hoooop o insan gitmiş.Canı yanmış bir ben kalmış.Sonraki insanlara nasıl güvenirim ben? Nerden bilirim canım yanmayacak? Tamam karşımdaki insan kendine güveniyo.Ama bende güveniyorum , biliyorum.Alışıcam. Sen beni belki üzmeyeceksin. Ama ben sana alışıcam. Sen günün birinde gidersen ben gene üzülücem. Bu senden kaynaklanan bi'şey değil. E biliyorum. Sorun bende. Sorun alışkanlıklarımda.Sorun alışmadaki hızımda. Ama bu bi huy. Can çıkmayınca huy çıkmazmış. E ben huyumu değiştiremiyomuyum? O zaman farklı çözümler üretmek zamanı gelir. 

   Her daim tetikte olma durumu.İşte alışkanlıklarından canı yanan bir benin ürettiği zorlu bi çözüm yöntemi.Her zaman dikkat etmek , insanlara alışmamak, onların da bir gün gideceğini aklında tutmak. Öyle zor bi yöntem ki .. Ama canımın yanmasından çok tercih ederim.Bu durum insanların bende alışkanlık yapmasına engel olduğu gibi bir de yanında korkularımı gizler. Her zaman tetikte olan o imaj insanların gözünde tek ve korkunç bi imaj bırakır. İnsanlar senin içini göremez. O cin(!) imajın arkasına gizlenir korkuların. Sadece korkularını mı gizler?? Hayır. Senin geçmiş alışkanlıklarından kalan canı yanmışlığını da göremezler. 


   Hadiii. Şimdi Bu benliğe bir dışardan bakalım. Her zaman tetikte.Her zaman ne yapaağını bilen. Hiçbir şeyden korkusu olmayan. İnsanları kendisi için çatır çatır harcayan. Umursamaz.Bencil.Dışarıya kapalı.Korkutucuu. 'Aman aman düşman başına' bi insan. İşte bu ruhun , içerideki benliğin çok janjanlı bir kabuğudur.


   Şimdi ise içerdeki insanı irdeleyelim. Kimsenin görmediği. Aslında kimseye göstermediğiniz daha doğru.İçerdeki dışardakinden korkak. İçerdeki ürkmüş. İnsanlara güvenemeyen. Zamanında aldığı yaralarıyla kendini oyalayan.Sürekli tetikte olmaktan bunalmış. Ama bunun böyle sürmesi gerektiğini bilen. Hep umursamaz görünmekten yorulan. Güçsüz gözükmekten korkan ve aslında çok güçsüz.Kırılmış. Canı yanmış..


   Bunu hiçbir insan göremeyecek. Hiç bi tanıdığım bu yazdıklarımı okuyamayacak. Belki de en yakının bile seni anlamadı , anlamayacak. Ama bu yazı bilgilendirme yazısı değil zaten. Bu yazı bi iç döküş. Bu yazının okunasına ihtiyaç yok. Bu yazı kendisiyle o kadar meşgul ki size vakit bile ayıramaz.


  En çok koyan ne biliyo musunz? Nerden bileceksiniz. Siz beni tanıyo musunuz ? Tanıdığınızı mı düşünüyosunuz? Hepiniz o kadar güzel yanılıyosunuz ki. Kıyamıyorum size. Bırakın yanıldığınız gibi kalsın. Bırakın en doğrusu hep sizin düşündüğünüz olsun. İlk soruma gelince. En çok koyanı doya doya ağlayamamak.Ben kendimi inandırmışım. Ağlamak acizliktir. Ağlamak bi tek yalnızlığa yakışır. 


   Hayatta daha neler öğreneceğiz? Ne sonuçlara varacağız.? Kim bilir??

Nasıl Başlanır Deneyip Göreceğiz.

  Nasıl başlanır gerçekten bilemedim.Benim açılabilmem için bi yerden başlamam lazım.Bi açılsam gerisi zaten gelir.Biliyorum. Zaten her zaman başlayınca gerisi gelmez mi? İyi kötü sadece başlamak. En kötüsü bile olsa en iyisi bile olsa hayatta her şey başlangıcıyla devam eder. Başlangıçlar alışkanlık yapar , hayat devamını ister. 


  Başlangıç. Kelime görünümü ne kadar da basit. Başlangıçlar her zaman korkutur beni. Hatta sadece beni değil diğer insanları da. Başlangıçlar cesaret ister , risk ister. Her başlanılan sevilmeyebilir.Her başlanan iyi olmayabilir. Belki de başlangıç hayat değiştirir , belki de başlangıç sonlara sürükler. Başlangıcın bir sürü sonu var şüphesiz.İşte bundan korkar insan.Aslında insanı korkutan başlangıçlar değil.Başlanan sonu , gelinen son noktadır. İnsanların cesaret edemediği istenmeyen sonlardır.
  


  Hiçbir insanın kaçamayacağı şey: Son. İnsanların anlamaları, kabullenmeleri gereken her başlangıcın yanında bir de sonun olduğudur. Hiç kimse kaçamaz sonlardan. Ee illa kaçacak mısınız? O zaman en başa dönüyoruz. O zaman başlamayacaksınız. Bu değişmez bir döngü. Kararı vermek sizin işiniz bu noktada. Başlangıçlar ve beraberinde gelen , istenen veya istenmeyen sonlar. Hepsi sizin. Hayat sizin. Ama unutmamak gereken bi cümle de kurmak lazım.' Her son, yeni bir başlangıç demektir insanın hayatında.'


  Bi işe başladım. Ve sonunu getiricem.:)